17 Kasım 2003
Sayın Başkan,
değerli konsey üyeleri ve konuklar,
Devlet Planlama
Örgütü’nün gerçekleştirmiş bulunduğu Sosyal Ekonomik
Konseyi’nin XXV.
Toplantısında bu bildiride yer verilen derneğimiz
görüşlerinin 2004 Geçiş Yılı Programı’na katkıda
bulunacağını ümit etmektedir.
Sosyal Ekonomik
Konsey Geçiş Yılı Programı’ Bakanlar Kurulu’nda
onaylanmasından önce toplanması gerektiği
halde Meclis’te görüşüldükyen ve onaylandıktan sonra
gerçekleştirilmektedir..
Bir ekonominin
yürütülmesinde uygulanan iki ana unsur vardır. Derneğimiz bu
geçmiş toplantılarda da özellikle vurgulamıştır.
Para ve maliye politikaları. İki ayaklı bir aracın üzerinde yürümesi
zorunlu olan çıkmaza girmiş bir ekonomide çıkış tek ayak
üzerinde mümkün olamaz. Üstelik para politikası olmayan bir
ekonomide tek ayak kalmış olan ‘Maliye’ politkası da hatalı
uygulamalar ile sakat kalmış ise bugün yaşanan kriz
kaçınılmaz bir sonucu olur. Bu hatalı ekonomik
politikalardan dönüldüğü
görülmektedir.
Hükümetin son
almış bulunduğu ekonomik önlemleriin herbiri birer
“REFORUMDUR” ve Derneğimiz tarafından büyük destek
ve takdir görmektedir. Bu önlemler yıllarca DPÖ
tutanaklarında kayda geçen bizzat derneğimizin talep etmekte
olduğu
önlemler olması ilginçtir. Tüketicileri Koruma Yasası’nın
yürürlüğe girmesi ve piyasa üzerinde monopol ve
enflasyonist etki
yaratan
“Acentelik Yasası”nın yürürlükten kaldırılması başlı
başına birer “REFORUMDUR”. Fon ve vergi oranlarının
düşürülmesi
ve doğrudan gelir desteği de bu kapsamdadır.. Piyasada genel fiyat
düzeyinde %30 oranlarına varan düşüş yanında
üretimdeki girdi maliyetlerine kadar olumlu yansımaları
kalite ve rekabet edilebilir bir üreitm yapısı getirecektir.
Ekonomik
önlemlerin alındığı 2003 yılından sonra bunun olumlu
sonuçlarını çarpıcı olarak görmeye başlayacağız!
KKTC.’nin
ekonomik gelişmeler ile ilgili büyüme hızına bakacak olursak
derneğimizin üzerinde durduğu para politikasına sahip
olmamamızın olumsuz etkileri çarpıcı bir şekilde kendini
gösterdiği görülmektedir. Türkiye’de 2001 yılında dalgalı
kur sistemine
geçilmesi ile ülkemizde %100’e ulaşan bir enflasyon
yaşanmıştır. Bunun sonucunda aynı yıl ekonomide %5.4
ooranında
daralma yaşanmıştır. Sabit gelirliller özellikle bordro
mahkumları hayat pahalılığı artışı alamamaları nedeni ile
%50’yi aşan
bir oranda gelir kaybına ulaşmış bulunmaktadır.
Finans
sektöründe 2000 yılında başlayan krizin getirdiği banka
iflasları ile yaşanan paniğin daha sonra gelen banka
iflaslarının
daha fazla olmasına karşın görülmemesi ilginçtir. Nedeni Ekonomi
Bakanlığı’nın finans sektörüne hakim olarak gerekli
önlemleri ve denetimi sağlamış olmasından kaynaklanmaktadır.
“Bugün
bankalar krizinde yaşanmakta olan trajik gelişmeye karşı
çaresiz kalındığı ancak hiçbir önlem alınamadığı” yönünde
derneğimiz tepkilerine artık yer olmadığı açık seçik ortadır!
Bu nedenledir
ki %100’e varan enflasyonist bir para etkisine karşın
ekonomide 2002 yılında %7 oranında bir büyüme
yanında 50bin mudinin 200 milyon dolara varan mevduatlarının
ödenmesine olanak sağlanabilmiştir.
GSMH 2001
yılında 1,070,424,473 milyon TL’sından 2003 yılında %80
artış ile 1,848,987,300. TL’sına ulaşacağı görülmektedir.
Ancak reel bazda bu artış %10 tekabül etmektedir.
Toplam kaynak
artışından yatırımların olumlu yönde etkilenmesi ve 2002
yılında %15.1 olan artış oranının 2003 yılında reel bazda
%19.3 yükselmesi olumlu bir gelişmedir. Özel harcanabilir
gelirde reel bazda 2003 yılında %1.8 oranında daralma
beklenirken yurtiçi tasarruflarda da %8.6 oranında daralma
beklenmesi bir yandan tasarruf faiz oranlarında önemli
düşüşler olurken bunun fiyatlara yansımamasından ileri
geldiği anlaşılmaktadır.
Böyle olmasına
karşın etkin vergi denetimleri ile vergi kaçıranlardan vergi
almak, sağlık, eğitim, ve hukuk hizmetleri sektörleri gibi
kayıt dışı ekonomi ile sigorta ve bankacılık sektörlerini
denetim altına almak yerine fon ve zamlarda israr edilmesi
ekonomide çıkış
yollarını kapatmaktadır. Dolaylı vergilerde yapılan
indirimler ile bu ekonomik hataya doğru yönde teşhis konduğu
görülmektedir. Nitekim programın ‘Devlet Bütçesi Dengesi’nde
bu açıkca ifade edilmekte ve bu durumun “Vergilendirmenin
ana ilkelerinden olan adalet ilkesi ve sosyal dengeleri ve
gelir dağılımını düzenleyici yapısının yeterince
kullanılamadığı görülmektedir.” Bu nedenledir ki kayıt dışı
ekonomiyi denetim altına alan vergi kaçağını önleyen adil ve
çağdaş bir vergi sistemi olan 1996 yılında yürürlüğe giren
KDV. için derneğimiz
öncülük hatta hükümete baskı yapmıştır. Ancak bu vergi
sisteminin uygulanmasında etkin denetim yapılmadığı
görülmektedir. Nitekim derneğimize yapılan tüketici
şikayetlerinde bu açıkca kanıtları ile görülmektedir. 2003
yılında dolaysız vergilerin GSMH. oranı %8.7 olurken dolaylı
vergiler %8.9 ile dolaylı vergi nitelikli fon gelirleri ile
birlikte %23 oranı ile vergi gelirlerinin 2/3’ünü aşması
vergi dağılımının adil ve sağlıklı olmadığını
göstermektedir.
Programın 2004
yılında serbest piyasa kurallarının yerleştirlmesini
öngörmesi esasen monopolcü bir piyasa etkisi olan ‘Acentelik
Yasası’nın yürürlükten kaldırılması ile kanıtlanmış
bulunmaktadır. Ancak bu yeterli olamaz. Tasarısını
derneğimizin hazırlamış bulunduğu ve Ekonomi Bakanlığına
ilettiği ‘Rekabet Yasası’ yürürlüğe konmalı,
özelleştirmelere öncelik verilmek suretiyle devlet monopolü
örneğin mobil telekom şirketleri, banka, kooperatif ve
sosyal sigortalar gibi kuruluşların üzerinden
kaldırılmalıdır. Ancak özelleştirme gibi bir çağdaş Avrupai
ekonomik bir noruma bizzat bugün AB.propagandası yapan örgüt
ve sendikaların hükümetin bu konudaki uygulamalarına eylemli
tepkiler ile karşı çıkması ilginçtir.
Programın
rekabet hukuku, kalite, standard ve çevre ile ilgili
düzenlemelere ve tüketici bilinçlendirilmesine önem
verileceği belirtilirken bu konularda alınan önlemlerin
değil alınmayan önlemler ile ilgili sorunların gündemde
olması ilginçtir. Bu konuda “Tüketicileri Koruma Yasası”nda
tasarısında yer alan “Tüketici Eğitimi” ile ilgili maddeye
yer verilmemesi bunun en çarpıcı örneğidir. 1990 yılında
tasarısı hazırlanmış olan’Standartlar Yasası’nın Ticaret
Dairesi’nin raflarında bekletilmesi bir diğer örnek.
AB. ile Uzak
Doğu’nun araç hurdalığına dönüştürülen ülkemizde standart
dışı miyadı dolmuş ‘re-conditioned’ araçların limitlerin çok
üzerinde olan “Egsoz Gazı” yoğunluğu çarpıcı bir çevre
sorununa örnek. Sebze ve meyvelerde Limitlerin üzerinde
zirai ilaç ve hormonlar ile yaşanan kanserojen sağlık
tehditi bir diğer örnek. Asli görevi çevre temizliği olan
Lefkoşa Belediyesinin Dikmen çöplüğü ile bizzat çevre
kirliliğinin daniskasına imza atması bir diğer örnek. Dünya
standartlarında %1 olması gereken ekinokok hastalığı
vakalarının ülkemizde %20 oranlarında olması ülkemizde
hayvan kesimlerinin denetimsiz olarak atık hayvan
sakatatları ile yaşanan çevre kirliğine bir diğer örnektir.
Devletin
sosyal adalet ve hukuk ilkeleri ile halkın çıkarlarının ön
planda tutulması gerekirken bugüne kadar halkı korumak için
çıkarılan hiçbir yasa uygulanmamıştır. Devletin saygınlık ve
güvenirliği esasen bu aşamada yitirilmiş halkın kendi
devletine güveni yok edilmiştir.Ombudsman’ın ‘HARAÇ’
alınıyor raporu yayınladığı bir ‘Plajların Kullanım ve
Denetimi Yasası’, ‘Toplu Taşımacalık ve Kamuya Açık Kapalı
Yerlerde Sigara DenetimYasası’, ‘Metrik Sistem Yasası’,
‘Sigortalar Denetim Yasası’, ‘Mal ve Hizmetler Düzenleme
Denetim Yasası gibi halkın çıkarı için çıkarılmış olan
yasaların uygulanmaması sonucu yaratılan ciddi güvensizlik
KKTC.’nin devlet olma güvenini sarsacak boyutlara ulaşmış
bulunmaktadır.